Maalouf, 1993 yılında yayınlanan ve kendisine Goncourt Ödülü’nü kazandıran bu romanını gerçek bir öyküden esinlenerek yazmış. 19. yy’da Ebu-keÅŸk Maalouf adında biri bir patriÄŸi öldürmüş ve ardından oÄŸluyla birlikte Kıbrıs’a sığınmıştır. Ancak buradayken emirin bir hafiyesi tarafından kandırılarak memleketine geri getirilip idam edilmiÅŸtir.
Yazar, bu gerçek öykünün merkezliğinde romanın geri kalanını kendini inceden hissettiren mistik bir hava eşliğinde tamamen kurmaca şeklinde oluşturmuş. Ancak bunu o kadar ustaca yapmış ki olayların kurgusu, ince detayların ele alınışı, mekân betimlemeleri ve eski bir hikâyeyi anlatırken kendisine dayanak noktası oluşturan başvuru kaynaklarının aktarımı karşısında -ki bunlar da bu kurmacanın birer parçaları- kendinizi bir kurmacanın çok daha ötesinde bir yerlerde bulabilirsiniz.
Okumaya Devam »
Şimdilerde kadın-erkek eşitliğinden, bekaretten, toplum baskısından ya da törelerden bahsedildiğine sık sık tanık oluyoruz. Ekranlarda, gazetelerde, hatta evlerimizde, kendi içimizde sıklıkla düşündüğümüz veya tartıştığımız konulardır bunlar. Öyle ki kalıplaşmış, sloganlaşmış daha da öteye giderek klişeleşmiş bir çok söylem var artık.
“Aslında AÅŸk da Yok” Haziran ’89 da 25. baskısını yapmış, yukarıda bahsini ettiÄŸim söylemlerin çoÄŸunu içinde barındıran bir kitap. O yıllarda sekiz deÄŸil de yirmibeÅŸ yaşımda olsaydım ve bu kitabı okusaydım belki kitap bana heyecan verebilirdi. “İşte söylenmeyeni söylemeyi baÅŸarmış, cesur bir kadın!” diyebilirdim. Ancak ÅŸu anda bana sadece bir “günlük” okuduÄŸum izlenimi vermekten öteye geçemedi.
Okumaya Devam »
Bir kadının en büyük düşmanı yine bir kadın mıdır? Ya da kadınların tek dostları kendileri midir? Bu ve bunlar gibi bir kaç kliÅŸe soruyu akıllara getirebilecek bir kitap “DiÅŸi Åžeytan”. Adından da hissedilebileceÄŸi gibi…
Blanche ve Crista aynı yaşlarda iki çocuk-kadındır. Her ikilide olduğu gibi biri güzel, alımlı ve çekici; diğeriyse daha sıradan, kendi halindedir. Başlarda masum bir arkadaşlık gibi görünsede zamanla birbirleri üzerinde iktidar kurma savaşına dönüşen hikâye; beklenmeyen bir finalle noktalanıyor. Daha çok insanların iki yüzlülüklerinin anlatıldığı hikâyede çok da yabancı olmadığınız duyguları yeniden yaşayabileceğinizi söyleyebilirim.
Okumaya Devam »
İnsanın ismi acaba onun gelecekteki yaÅŸantısını belirler mi? Ya da baÅŸka bir deyiÅŸle; sıradan isimlere sahip insanlar, sıradan hayatlar yaÅŸarken, farklı isimlere sahip insanlar sıradışı hayatlar mı yaÅŸar? İşte bu sorgulamadan yola çıkılarak kaleme alınmış “Özel İsimler Sözlüğü”; genç bir kadının bilmediÄŸi geçmiÅŸi, kendisine verilen tuhaf ismi ve hayatını adadığı “bale” üzerine yazılmış bir hikaye.
Dilin yalınlığı, sayfa sayısının azlığı ve çevirinin temiz oluşu kitabı oldukça kolay okunur kılıyor.
Böylece civardakiler, Binbir Gece Masalları’ndaki prenseslerin bile cesaret edemeyecekleri kadar süslü, minicik bir yaratığın elinden tutan, neÅŸeli bir kadının sokakta yürüdüğünü gördüler.
Okumaya Devam »